• info@legal85.com
  • 0 212 215 20 10 pbx
  • Astoria Kempinski Towers A Kule Kat: 22 No:2201

Makaleler

Tarım Ve Toprak Reformu İle Ab Ortak Tarım Politikası

Sema Gedikli

Tarım Hukuku’nun tarihsel gelişimine bakıldığında, başlangıçta insan ile toprak arasındaki ilişkilerin düzenlendiği; ancak zaman içerisinde tarımsal faaliyetlerde gerçekleşen gelişmeler nedeniyle insan ile toprak arasındaki ilişkiler haricinde devletle olan ilişkileri ve tarım alanına ilişkin devlet politikalarını da kapsayacak biçimde geliştiği görülmektedir.

Gerçekten de; başlangıçta tarım hukukunun konusunu, toprakla insan arasındaki ilişkiler oluştururken, devletin bu alana yönelik müdahaleleri, insan-toprak-devlet arasında ortaya çıkan tarım faaliyetine yönelik her türlü ilişkinin esas alınması zorunluluğunu doğurmuştur.[1]

Başta AB olmak üzere pek çok bölgesel ve uluslararası hukuk sistemi, tarım faaliyetinde kurulan her türlü ilişkiyi modern tarım hukuku anlayışıyla, özel kanunlarla düzenlemiştir.[2] Türkiye’nin tarım faaliyetine dair hukuki çalışmaları ise, 21. yüzyıla kadar genel hükümlerde yer alan düzenlemelerle sınırlı kalmıştır.[3]

Uluslararası düzenlemelerle toprakların adil dağılımının sağlanması ve istenen gelişmeyi gerçekleştirecek verimin arttırılması yaklaşımı ile günümüze kadar birçok reform ve program çalışması yapılmış ve bu çalışmalar iç hukuka da yansımıştır.

Ancak gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde iç hukuktaki yasal düzenlemeler çeşitli sebeplerle uygulama alanı bulamamış veya tüm unsurlarıyla uygulanamamıştır. AB’nin en eski ve kapsamlı politikası olan, tarıma ekonomik destek ve tarımın planlanması programı olan ortak tarım politikası; 2006 yılında yasalaşan 5488 Sayılı Tarım Kanunu ile iç hukukta yerini almıştır.

1757 Sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanunu; toprak ve tarım reformunu, toprak mülkiyet dağılımının, tasarruf ve işletme şeklinin ve işletmelerle ilgili yapının verimlilik ve sosyal adalet ilkelerine uygun olarak düzenlenmesi şeklinde tanımlamaktadır. Birleşmiş Milletler, toprak reformu düzenlemelerinde, hükümetlerin toprak reformu programına ilişkin şu kriterleri öngörmektedir[4]:

- Mülk sahibi olmak için sağlanan kolaylıklar
- Tarımsal yerleşimi özendirici ve tasarruf güvenliğini sağlayıcı önlemler
- Toprak kirası rejiminin iyileştirilmesi, örneğin yüksek kira bedellerinin indirimi ve ortakçılık sözleşmelerinin yeniden düzenlenmesi
-  Tarım işçilerinin çalışma koşullarının ve istihdam olanaklarının düzeltilmesi
-  Tribal rejim gibi geleneksel sistemlerde yaşayan çiftçilerin korunması
- Rantabl işletme büyüklüklerinin gerçekleştirilmesi-toplulaştırma
- Toprak mülkiyetiyle ilgili hakların kütüklenmesi
- Tarımsal kredinin geliştirilmesi ve borçlanmanın azaltılması
- Tarımsal kooperatif örgütlenmesinin özendirilmesi
- Tarımsal makine hizmetlerinin kurulması
- Toprak reformuyla ilgili maliye ve vergi politikası; özellikle toprakların daha iyi kullanımını ve dağılımını özendirici vergi önlemleri
- Ormancılığın bazı yönleriyle ilgili toprak rejimi önlemleri
- Su kaynaklarının sınırlı olduğu durumlarda, bunların adil bir biçimde kullanımını sağlayacak önlemler
- Bunlara ek diğer önlemler; örneğin tarımsal araştırma ya da eğitim hizmetlerinin kurulması veya genişletilmesi

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nün, dünyadaki tarımsal üretim ve gıda sorununa ilişkin açıklamaları ve raporları da değerlendirildiğinde; Türkiye’de tarım hukuku alanındaki yasal düzenlemelerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi için BM kriterleri çerçevesinde toprak rejimi, üretim yapısı ve destekleyici hizmetlere ilişkin hızlı ve ciddi çalışmalar yapılmalıdır.   

Hem gıda güvenliğinin sağlanması hem de dünyadaki beslenme sorununun ve yaygınlaşan açlığın önüne geçilebilmesi için beslenmeye, tarıma ve tarımsal kalkınmaya öncelik verilen bir dönem yaşanmaktadır.

Gıda ve tarım konularında bir başka pencere açabilmek adına, İngiliz asıllı tarihçi Bernard Lewis, Bir Orta Doğu Tarihçisinin Notları isimli kitabında hukuk ve gastronomi arasındaki ilişkiyi şöyle ifade etmiştir:   

“(İngiltere’de) Baroya davet edilmek için yerine getirilmesi gereken iki koşul vardı. İlki, yüzyıllarca önceye dayanan eski bir gelene­ğe uygun olarak ‘şartları taşımak’tı. Bunun için dört Inns of Courftan ya da dava vekili cemiyetlerinden birisine bir öğren­ci üye olarak kaydolmanız ve ‘salonda akşam yemeği yeme­niz’ gerekiyordu. Bir yılda dört dönem vardı ve adayın on iki dönem boyunca bir dönemde üniversite diploması olanlar için en az üç, olmayanlar içinse altı kere cemiyetin büyük salonun­da yemek yemesi gerekliydi. Yemekler, beş servisten oluşan, öncesinde sherry sonrasında brendi, yemek sırasındaysa iki şa­rapla ıslatılan ve hepsi için 5 şilin ödediğiniz mükellef sofralar­dı. Bu geleneğin arkasında yatan fikir, yargıçların, dava vekil­lerinin ve öğrencilerin birlikte centilmenler gibi (ve daha sonra hanımefendiler gibi de) akşam yemeği yemeleri halinde, mes­leğin geleneklerinin ve etiğinin ve belki de biraz da hukuk bil­gisinin, bir tür toplumsal ve biraz da gastronomik bir osmoz yoluyla öğrencilere geçebileceğiydi. On dokuzuncu yüzyılda bir ara, buna ikinci bir koşul da­ha eklenmişti: Dersleri takip etmek ve sınavları geçmek. Fakat ilk koşul, yani akşam yemeği de varlığını sürdürdü.”

            Sonuç olarak; doktrindeki, tarım ve toprak reformu ile sosyal, ekonomik ve siyasal kalkınma arasındaki güçlü bağlara ilişkin kuramlar göz önüne alındığında; iç hukuktaki yasal düzenlemelerin, toprak rejimi, üretim yapısı ve destekleyici hizmetleri kapsayacak reform ve program çalışmalarıyla desteklenmesi gereklidir.




[1] Grimm, Christian / Agrarrecht, München: C.H. Beck Verlag, 1995, Syf. 13 vd.

[2] Turner, George / Werner, Klaus: Agrarrecht Ein Grundriß, Stuttgart, 1998, 2. Auflage, Syf. 25 vd.

[3] Aksoy, Suat / Tarım Hukuku, Ankara: A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları, 1984, Syf. 13 vd.

[4] Gün, Arife Sema / Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Açık Ders notları