• info@legal85.com
  • 0 212 215 20 10 pbx
  • Astoria Kempinski Towers A Kule Kat: 22 No:2201

Makaleler

DEPREM NEDENİYLE ORTAYA ÇIKAN HUKUKİ VE CEZAİ SORUMLULUKLAR NELERDİR?

Lara Köksal

Ülkemiz, Dünya’nın en aktif deprem kuşaklarından birinin üzerindedir. Geçmişte de çok sayıda can ve mal kaybına neden olan ve son olarak İzmir’de onlarca kişinin ölümüne, yaralanmasına, mal kayıplarına neden olan depremin aslında Türkiye’nin her zaman öncelikli gündeminde olması gerekmektedir.

Deprem bir doğa olayıdır, sonucunda bir yıkım meydana geldiğinde afete dönüşür. Projelerin deprem yönetmeliğine uygun olarak yapılması, yapının yönetmeliklere ve projelere uygun olarak inşa edilmesi, binaların yapımı için uygun zeminin belirlenmesi, deprem riskinin yüksek olduğu bölgelerde çelik gibi daha hafif malzemeler kullanılması, teknik şartlar bakımından çok katlı yapılara izin verilmemesi, yapı statiğine dikkat edilmesi, teknik incelemelerden bağımsız olarak yapıda değişiklikliklerin yapılmaması son derece hayati konulardır.

Güncelliği ve önemi bakımından değinilmesi gereken bir başka husus ise; imar affından yararlanan yapıların durumudur. İmar affı ya da imar barışı olarak bilinen uygulama ile imara aykırı ya da ruhsatsız olarak üretilen binalara yönelik yapılacak başvurular ile “Yapı Kayıt Belgesi” alınabilmesi, deprem sonucunda yapılarda meydana gelebilecek zararlar bakımından çok büyük bir riske sebep olmaktadır.

Deprem sonrasında yaşanan yıkım, can kayıpları ve bedensel zararlardan dolayı insanların ilk aklına gelen soru ise sorumluların kimler olduğudur. Aşağıda hukuki ve cezai sorumluluk kapsamında sorumluluğun kaynaklarına, zarar tespitine, açılabilecek davalara, bu konu bağlamında değerlendirilebilecek suç tiplerine yer verilecek olup çok boyutlu olan ve ülkemizi yakından ilgilendiren işbu konuya geniş bir bakış açısı sunulacaktır.

  1. HASAR TESPİTİ

Deprem sonucu mal varlıklarını kaybedenler, yaşadıkları zararların ve kayıplarının niteliğinin ve miktarının tespit edilmesi amacıyla bulundukları yerin Sulh Hukuk Mahkemesi’ne veya deprem sigortaları varsa ilgili sigorta şirketine başvurarak zarar tespiti yaptırmalıdırlar. Deprem sonucunda oluşan zararlar, detaylı olarak tespit edilmelidir. Zira; belirlenen zararlara ve bu zararların türlerine göre kişilere, kuruluşlara ve gerekli mercilere açılacak tazminat davalarına yapılacak bu tespitler esas olacaktır.

Önemle belirtmek gerekir ki; hasar tespitinin bir an evvel yapılmış olması, gerçek hasarı ortaya çıkarmada erken ve etkin bir yol olacaktır. Hasar tespiti yapılmaması durumunda ise; tazminat davası aşamasında mahkemenin keşif yapması beklenilecektir veya belediyeye risk ve hasar durumu tespiti yaptırılabilecektir.

“…Söz konusu hasar tespit yöntemi yapının genel durumunun ve taşıyıcı sistem elemanlarının durumunun ele alındığı iki temel inceleme aşamasından oluşmaktadır. Bu iki aşamadan hemen önce bina ve meydana gelen deprem ile ilgili temel bilgilerin belirtildiği bir kısım bulunmaktadır. Bina türü (betonarme, yığma), bina cinsi (apartman, bağımsız ev), dolgu duvar malzeme cinsi (delikli tuğla, dolu tuğla, briket, taş, hafif beton blok), bina kat sayısı gibi veriler girildikten sonra hasar incelemesine başlanır. Birinci aşama incelemede, yapının içerisine girilmeden dışarıdan yapılan gözlemler ile yapıda toptan veya bölgesel bir göçme, katlar arası büyük kalıcı yatay yer değiştirmeler veya zeminde farklı oturmalar olup olmadığı tespit edilir. Eğer yapıyı ağır hasarlı olarak sınıflandıracak düzeyde bir durum söz konusu değil ise hasar tespit incelemesinin ikinci aşamasına geçilir. Binanın düşey ve yatay taşıyıcı sistem elemanlarında oluşan hasarlar ölçülerek kaydedilir ve elemanların hasar düzeyleri belirlenir. Her bir taşıyıcı eleman için belirlenen hasar durumu dikkate alınarak yapıya ait düşey ve yatay ağırlıklı hasar puanları hesaplanır ve yapının genel hasar durumu hakkında karar verilir.(Depremin Etkilediği Betonarme ve Yığma Binalarda Hasar Tespiti, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Ankara, 2016)

 

  1. ZARARLARIN TAZMİNİ

Yukarıda izah olunan tespit neticesinde ortaya çıkan zararın, neden ve kimlerin eylemlerinden kaynaklı olduğu öğrenildikten sonra zararların tazmini için Adli veya İdari Yargıda dava açılması gerekmektedir. Mahkemelerin görevleri açısından önem arz eden husus ise; gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin zarardan sorumluluğu nedeniyle adli yargı yoluna gidilmesi gerekirken zararın sorumlusu kamu kurumu olduğunda idari yargı yoluna gidilmesi gerektiğidir.

Deprem sonucunda meydana gelen yaralanmalarda, ölümlerde, mal varlığı kayıplarında; binaların proje müellifi mimar ve mühendisler, binaları inşa eden müteahhitler, yapı denetim kuruluşu aracılığı ile yapılan bir yapı söz konusu ise bu kuruluşların sorumluları hakkında maddi ve manevi tazminat davaları açılabilir.

Zarar gören binanın konut sigortası olmasına rağmen sigorta şirketi, yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınıyorsa sigorta şirketine karşı da açılacak davalarda husumet yöneltilmelidir. Hukuki sorumluluk, sadece ölüm ya da yaralanma halleri ile sınırlı olmayıp binadaki yıkım ya da hasar sebebi ile uğranılan diğer zararların tazmin sorumluluğunu da kapsamaktadır.

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu Madde 13’e göre; “İDARİ EYLEMLERDEN HAKLARI İHLAL EDİLMİŞ OLANLARIN İDARİ DAVA AÇMADAN ÖNCE, BU EYLEMLERİ YAZILI BİLDİRİM ÜZERİNE VEYA BAŞKA SURETLE ÖĞRENDİKLERİ TARİHTEN İTİBAREN BİR YIL VE HERHALDE EYLEM TARİHİNDEN İTİBAREN BEŞ YIL İÇİNDE İLGİLİ İDAREYE BAŞVURARAK HAKLARININ YERİNE GETİRİLMESİNİ İSTEMELERİ GEREKLİDİR. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

 

  • Deprem sonucu zarar görenler ayrıca, deprem öncesinde deprem ve yapı güvenliğine uygun bir kentleşme, zemin seçimi ve denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen Şehircilik ve Çevre Bakanlığı’na, Valiliğe ve ilgili belediyelere karşı tazminat davası açabilme imkanına da sahiptirler.

 

  • Mücbir sebep, zararla idari davranış arasında illiyet bağını kesmekteyse de deprem kuşağında yer alan, devamlı depremlerin olduğu bir bölgede deprem mücbir sebep olarak nitelendirilmemelidir.

Bir yerde yaşanmış olan olağandışı bir olayın daha sonra aynı yerde aynı şekilde tekrar yaşanması halinde artık o olayın öngörülemez bir olay olduğu söylenemez. Zarar ile idarenin yürüttüğü hizmetler arasında illiyet bağı olduğu zaman idarenin zararı tazmin etmesi gerekir. İdarenin kusurlu sorumluğunun olduğu haller “Hizmetin Kötü İşlemesi”, “Geç İşlemesi” veya “Hiç İşlememesi” olan “Kusur”dur. Beklenmeyen durum ya da umulmayan hal söz konusu olduğunda, idarenin hizmet kusuruna dayalı sorumluluğu ortadan kalkar fakat kusursuz sorumluluğu devam eder. Zararın meydana gelmesinde kişinin davranışının etkisine göre idarenin tazmin sorumluluğu azalabileceği gibi tamamen de ortadan kalkabilir.

Danıştay 11.Dairesi’ nin 29.06.2007 Tarih, 2005/1353 Esas, 2007/6248 Karar Sayılı Kararı;

“Deprem nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan bu davada, yapının üzerinde bulunduğu zeminin özelliği, zemin durumuna göre depreme dayanıklılığının kontrolü, yapı kullanma izni bulunup bulunmadığı, imar planları ve inşaat ruhsatlarının hangi idarelerce yapıldığı ve verildiği, yapıların imar açısından denetlenmesi, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı ve ikamet için yasaklanmış afet bölgelerinin tespit ve ilan edilip edilmediği, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini, projelendirme esaslarını, ülkenin deprem haritalarını hazırlamak konusunda idarelerin üzerlerine düşen görev ve yetkileri yerine getirip getirmediği, denetim ve kontrol görevlerini yapıp yapmadığı hususları ayrı ayrı irdelenmeli ve idarece gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı belirlenmeli ve bunun sonucuna göre; idarenin belli bir hareket tarzı izleyip izlemediği veya hareketsiz kalıp kalmadığı ortaya konulmalıdır. Olaya bu açıdan bakınca yukarıda yapılan belirleme sonucu olayda idarelerin hareketsizliği söz konusu olmakla öğretide de kabul edildiği gibi idarenin bu hareketsizliğinin "Olumsuz Eylem" olarak kabulü gerekmektedir. Bu durumda, uğranıldığı ileri sürülen zarar idarenin "olumsuz eyleminden" kaynaklandığından mahkemece 2577 sayılı Yasa'nın 13. maddesi uyarınca davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekirken davanın süreaşımı nedeniyle reddi yolundaki kararda isabet görülmemiştir”. 

  • Türk Borçlar Kanunu Madde 49’a göre; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”


Haksız fiile dayanan davalardaki zaman aşımı, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 (İki Yıl)ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 (On Yıldır). Deprem sonucu açılan davalarda zamanaşımı süresinin başlangıcı, zararın meydana geldiği tarihtir.

  • Müteahhit tarafından inşa edilmiş ve iskanı alınmış binalarda zamanaşımı, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Madde 12’ye göre; “Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren BEŞ YILDIR. Bu Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası saklı olmak üzere ikinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğu bir yıldan, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda ise üç yıldan az olamaz. Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.

Dolayısıyla; müteahhitler, yapının tesliminden itibaren 5 (Beş) yıl süresince “Üretim Hatalarından” sorumludurlar. Eğer; yapı, işlevine uygun yapılmadıysa ve/veya projeye uyulmadıysa sorumluluk için zamanaşımı süreleri işlememektedir.

Türk Borçlar Kanunu Madde 470-486 arasında düzenlenen“Eser sözleşmesi” ile ilgili hükümler uyarınca yüklenicinin ve iş sahibinin karşılıklı olarak sorumlulukları bulunmaktadır.

Türk Borçlar Kanunu Madde 478’e göre;Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

Yasa koyucu, işbu düzenleme ile eser sözleşmesi kapsamında ayıptan sorumluluğun zamanaşımı sürelerini belirlemiştir.

Oluşan zararlarda, idarenin ve kişilerin ihmalleri bulunuyor ise; birden fazla kişinin kusurları oranında müştereken sorumlulukları olacaktır. Mahkeme, bu kusurları ve oranlarını belirlemektedir. Yapının zarar görmesinde birden fazla süjenin sorumluluğu olması durumunda, bu kişiler birbirlerine rücu edebileceklerdir. Zarar görenin de kusuru var ise; yani zarar görenin zararın meydana gelmesinde veya zararın artmasında etkisi varsa o takdirde birlikte kusurluluk hali söz konusu olacaktır ve mahkeme bunu göz önüne alarak tazminat miktarında indirim yapabilecektir.

  • Depremde zarar gören, yapıyı kendisi yapan kişiler, yapıyı yaparken teknik işi üstlenen mimara, mühendise, ayrıca yapıyı denetleyen şirketlere ve yapının yapılmasını onaylayan onay mercilerine karşı dava açma imkanına sahiptir.

 

  1. CEZAİ SORUMLULUK

Depremde yaşanan ölüm veya yaralanmalar sonucunda oluşan zarardan sorumluluk bakımından “Bilinçli Taksir” ayrımına özellikle dikkat etmek gerekmektedir.

Bununla birlikte; Türk Ceza Kanunu Madde 85’ de düzenlenen ‘’Taksirle Öldürme’’ suçu, Türk Ceza Kanunu Madde 89’da düzenlenen ‘’Taksirle Yaralama’’ suçu, yapı ruhsatı olmadan veya ruhsata aykırı olarak yapılan binalar bakımından Türk Ceza Kanunu Madde 184’ de düzenlenen ‘’İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu’’ cezai sorumluluk doğurmaktadır.

Öte yandan; kamu görevlisi, imar ve yapı denetim mevzuatına aykırı projeleri gerekli incelemeleri yapmadan onaylar ve onaylanan projelere göre yapı ruhsatı verirse ya da yapılması gereken denetim hiç yapılmaz ise Türk Ceza Kanunu Madde 257’ de düzenlenen ‘’Görevi Kötüye Kullanma’’ suçu, yapı denetim kuruluşunun ortak ve yöneticileri, mimar ve mühendisleri ile laboratuvar görevlilerinin yapmaları gereken denetimi yapmadığı  hâlde yapmış gibi veya yapmalarına rağmen gerçeğe aykırı olarak belge düzenlemeleri hâlinde Türk Ceza Kanunu Madde 204’ de düzenlenen ‘’ Resmi Belgede Sahtecilik ‘’suçu oluşmakta olup cezai sorumluluk gerektirmektedir.

 

  • Türk Ceza Kanunu Madde 184 (İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu)’ e göre;

(1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.

(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) (Ek : 29/6/2005 – 5377/21 md.) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.           

 

  • Türk Ceza Kanunu Madde 85 (Taksirle Öldürme Suçu)’ e göre;

(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

  • Türk Ceza Kanunu Madde 89 (Taksirle Yaralama)’ a göre;

 “(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

  1. a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
  2. b) Vücudunda kemik kırılmasına,
  3. c) Konuşmasında sürekli zorluğa,
  4. d) Yüzünde sabit ize,
  5. e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
  6. f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.

(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

  1. a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
  2. b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
  3. c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
  4. d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
  5. e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.

(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz.”

 

  • Türk Ceza Kanunu Madde 22/3 (Bilinçli Taksir)’ e göre;

 “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.”

Bilinçli taksir durumunda; fail, suçun maddi unsurlarından birinin gerçekleşebileceğini öngörmektedir.Ancak; sonucun gerçekleşmeyeceğine olan güveniyle özen yükümlülüğüne aykırı hareketini yapmaya devam etmektedir. Sonuç olarak; öngörülen fakat yaşanmayacağına güvenilen ve yaşanması istenmeyen kötü sonuç yaşanır.

Deprem sonucunda yaşanan can kayıpları da, bilinçli taksir düzeyinde değerlendirilebilir. Hem binanın yapım aşamasında yapılan ihmaller ve kusurlar hem de binanın yapımı sonrası - son olarak yaşanan İzmir Depremi’nde de çokça görülen - kolon kesimleri somut olayın koşullarına ve maddi delillere dikkat edilerek bilinçli taksir olarak yorumlanmalıdır.

Depremzedeler, 4539 Sayılı Doğal Afet Bölgelerinde Afetten Kaynaklanan Hukuki Uyuşmazlıkların Çözümüne Ve Bazı İşlemlerin Kolaylaştırılmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabulü Hakkında Kanun ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. Maddesine dayanarak adli yardım hakkından da yararlanabilirler.

 

  • Türk Ceza Kanunu Madde 257 (Görevi Kötüye Kullanma Suçu)’ ye göre;

 “(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) menfaat sağlayan kamu görevlisi, (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) menfaat sağlayan kamu görevlisi, (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Kamu görevlisi, imar ve yapı denetim mevzuatına aykırı projeleri gerekli incelemeleri yapmadan onaylar ve onaylanan projelere göre yapı ruhsatı verilirse Türk Ceza Kanunu’ nun 257 Maddesi 1. Fıkrası uyarınca görevi icraen kötüye kullanma, yapılması gereken denetim hiç yapılmaz ise bu durumda da Türk Ceza Kanunu’ nun 257 Maddesi 2. Fıkrası uyarınca görevi ihmalen kötüye kullanma suçu oluşur.

Nitekim; Büyükşehir Belediye Kanunu uyarınca Büyükşehir Belediyelerinin imar denetleme yükümlülüğü olduğu da göz önünde bulundurulduğunda cezai sorumluluk gündeme gelecektir.

 

  • Türk Ceza Kanunu’ nun Madde 204 (Resmi Belgede Sahtecilik Suçu)’ e göre;

 “(1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.”

Yapı denetim kuruluşunun ortak ve yöneticileri, mimar ve mühendisleri ile laboratuvar görevlilerinin de, Yapı Denetimi Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde yapmaları gereken denetimi yapmadıkları hâlde yapmış gibi veya yapmalarına rağmen gerçeğe aykırı olarak belge düzenlemeleri hâlinde resmi belgede sahtecilik suçu oluşmaktadır.