• info@legal85.com
  • 0 212 215 20 10 pbx
  • Astoria Kempinski Towers A Kule Kat: 22 No:2201

Makaleler

COVİD-19 SALGINI - SAĞLIK HUKUKU YÖNÜNDEN SORU VE CEVAPLAR

Ömer Yüksel

1. COVİD-19 nedeniyle, sağlık sektöründe hizmet veren özel sağlık kuruluşlarında, virüs kapmaktan çekinen doktor ve sağlık çalışanlarının, iş yavaşlatma eylemleri karşısında işverenin hakları nelerdir?

İşverenlerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin sorumluluk alanlarının temelinde “işçiyi gözetme borcu” gelmektedir. İşverenin işçiyi gözetme borcu, işçinin işverene sadakat borcunun karşılığını oluşturmaktadır. İşveren, gözetme borcu kapsamında işçiye zarar verici her türlü davranıştan kaçınmak, işçinin hayatını, sağlığını, maddi ve manevi kişiliğini korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, Anayasal nitelikli bir hak olan yaşam hakkının gereğidir. (Anayasa mad.12/1 ve 15/2)

Diğer taraftan, işverenin işçiyi gözetme borcu, sözleşme ilişkisinden doğan bir borçtur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 114’üncü maddesine göre; borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur (6098 mad. 114/1). Söz konusu hüküm gereği, gözetme borcunu kusurlu bir davranışı ile yerine getirmemiş olan işveren, bu davranışından ötürü sorumlu olacaktır.

Özel sağlık kuruluşlarında Covid-19 riski altında görev yapan sağlık çalışanlarının, işveren veya işveren vekillerinin yukarıda belirtilen sorumlulukları kapsamında hastalığa yakalanma risklerinin en aza indirgenmesini talep etme hakları bulunmaktadır.  

Kanunlarda yer alan işverenin gözetme borcu Özel Hastaneler Yönetmeliği m. 17. Maddesinde ; hastane mesul müdürünün hastanenin sterilizasyon ve dezenfeksiyon işlerinin düzenli bir şekilde yapılması ve hastane enfeksiyonlarından korunma adına gereken bütün tedbirlerin alınması konusunda yükümlü olduğu açıkça ortaya konmuştur. Bu sebeple sağlık çalışanları ciddi ve yakın bir tehlike oluşturduğuna inandığı herhangi bir durumu, derhal işverene veya işveren vekiline bildirerek durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasını, risklerden koruyucu ekipmanın temin edilmesini, kesintisiz çalışma sürelerinin uluslararası İnsan Hakları standartlarına uygun olarak belirlenmesini talep edebilirler. 

İşveren tarafından gerekli tedbirler alınmadığı takdirde işçilerin, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 13. Maddesi uyarınca gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilmeleri mümkündür.

Ancak işveren ve işveren vekilleri tarafından mevzuata uygun gerekli tüm tedbirler alınmasına rağmen virüs kapmaktan korkarak işi yavaşlatan, işin başkası tarafından yapılmasını sağlama yani kaçınma yönünde hareketlerde bulunan işçilerin bu eylemleri yasaya aykırı olduğundan işverenlere haklı nedenle iş aktini fesih olanağı verir. 

Zira;

- İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi, (4857 s. İ.K. / 25/II-h)

• İşle ilgili olarak verilen emir veya talimatlara yapılan ihtara (hatırlatmaya rağmen) uymaması,  (4857 s. İ.K. / 25/II-h)

• İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi,

(4857 s. İ.K /  25/II-ı)

• İşyerinde verimi düşürmesi, işi yavaşlatması, uyarılara rağmen düzgün çalışmaması, 

(4857s. İ.K / 25/II-h ve 2822/25. ve 45.mad.)

Hallerinde işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı söz konusu olup iş sözleşmesi işveren tarafından derhal ve tazminatsız olarak feshedilebilecektir.


2. İş yavaşlatma, örtülü olarak işten kaçınma nedenleriyle zarara uğrayan işverenler hangi yolları izlemelidir?

Personellerin iş yavaşlatma, örtülü olarak işten kaçınma şeklindeki eylemleri nedeniyle zarar gören işverenler İş Kanununun 25/II. Maddesine göre iş akdini haklı nedenle feshedebilirler.

Bu seçenekte iş akdinin işi yavaşlatma nedeniyle derhal feshedildiği ve personelin kusurlu davranışının delillendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, İşçinin kusurlu davranışına ilişkin olarak işyerindeki doktor, hemşire veya diğer sağlık personellerinin tanıklığı ile ya da olaya tanıklık edebilecek diğer üçüncü kişilerle olayı açıklayan bir tutanak düzenlenmeli, gerekirse noter aracılığıyla yapılan tespitler sağlık çalışanına bildirilmelidir.

Personelin konuyla ilgili mazereti varsa öğrenilmeli ve savunması alınarak olayın doğruluğu araştırılmalıdır. Çalışanın savunma veya tebellüğden kaçınması halinde bu durum oradaki personellerle düzenlenecek bir tutanakla tespit edilmelidir. 

Olayı gören şahitlerin ifadesine başvurulmalıdır.  Personelin Haklı mazeretinin olmaması halinde ise iş sözleşmesinin derhal feshi yoluna gidilmelidir.

İşveren iş sözleşmesinin hangi nedenden dolayı 25/II. maddeye göre feshedildiğini personele tebliğ etmelidir. Ancak, bu fesih yetkisinin işverenin olayı öğrendiği tarihten itibaren 6 iş günü içinde (Fiilin vukuundan itibaren bir yılı geçemez.) kullanılması gereklidir. 6 iş günü geçtikten sonra kullanılması halinde işçiye kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi gerekir.


3. Maske satış yasağı nedeniyle, maske temin edemeyen hastaların, hastaneye kabul edilmesi mümkün müdür? Mümkünse hangi koşullar dâhilinde? 

Maske temin edemedikleri için hastaların başvurdukları hastaneden tedavileri reddedilerek gönderilmeleri hasta haklarına, hastanın anayasal haklarına ve insan haklarına açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Öncelikle maskesi olmadan Hastaneye giden hastaya hastanenin sağlık hizmetinden yararlanmanın ön şartı olan maskeyi temin etmesi gerekmektedir. 

Maske temin edildikten sonra sağlık çalışanlarının, bulaşıcı hastalığın meydana getirdiği risk düzeyini göz önünde bulundurarak, gerekli tedbirleri almaları ve görevlerinin gerektirdiği bilgi ve donanımla, azami dikkat ve özen içinde tıbbi müdahalede bulunmaları gerekmektedir.  

Sağlık personeli, kendi sağlık güvenliği de sağlandığı ve maskesiz hasta için tedbirlerin alınmasından sonra, hastanın maskesiz olmasını gerekçe göstererek tıbbi müdahalede bulunma sorumluluğundan kaçınılamaz.

Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin Acil hizmetler başlıklı 39’uncu maddesi şu şekildedir.


Madde 39-  (Değişik:RG-23/7/2008-26945)

Özel hastanelerde, acil sağlık hizmeti verilmesi ve acil vakaların hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kabul edilmesi ve gerekli tıbbi müdahalenin kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapılması zorunludur. (Ek cümle:RG-11/7/2013-28704) Hizmet bedelinin tahsiliyle ilgili işlemler, acil müdahale ve bakım sağlandıktan sonra yapılır. Özel hastane, acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebepler ileri sürerek gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınamaz.


4. Hastaneye maske temin edemeden tedavi için gelen, ancak kabul edilmeyen hastaların hakları nelerdir?

Sağlık hizmetlerinin sunulmasında; bedeni, ruhi ve sosyal yönden esenlik içinde yaşama hakkının en temel insan hakkı olduğu ve herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını haiz olduğu ve hiçbir merci veya kimsenin bu hakkı ortadan kaldırmak yetkisinin olmadığı bilinerek, hastaya insanca muamelede bulunulması gerektiği yasalarla güvence altına alınmıştır. İnsanın en temel hakkı yaşama hakkıdır. 

Türkiye Cumhuriyeti çokça uluslararası sözleşme ve Anayasa ile kişilerin yaşama hakkını düzenlemiş ve koruma altına almıştır. T.C sosyal bir devlettir, halkına temel sağlık alanında yardımlar yapma, halkını yaşatma amacını yasalarla güvence altına almıştır.

Somut olayda, maske kullanımına ilişkin getirilen idari düzenleme baz alınarak kişinin sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkının ihlal edilmesi durumunda, sağlık personelinin bu eylemden doğan hukuki, mesleki, idari ve cezai sorumluluğu gündeme gelecektir. 

Hastanın sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkının önlenmesi sonucu bir zarar ortaya çıkmış ise personelin tazminat sorumluluğu doğacağı gibi kusura dayalı cezai sorumluluğu da oluşabilecektir. 

Sonuç olarak, tedavi talebi ile gelen maskesiz hastalara öncelikle maske temin edilmeli sonra hastaya gerekli tıbbi müdahale yapılmalıdır.


5. Virüs için test temin edemeyen sağlık kuruluşları ne yapmalıdır?

Acil servise başvuran hastalara, yoğun bakım hizmeti dâhil olmak üzere gerekli ilk müdahalenin yapılması, tedavinin devamı için gerekiyorsa hastanın yatışı yapılarak tedavisinin ve eğer gelişirse komplikasyonların tedavisinin tamamlanması esastır. 

Virüs, ülkemizin 25 ayrı devlet hastanesinde ve bazı özel sağlık kuruluşlarında test edilebilmektedir. 

Hastanın tıbbi durumunun gerektirdiği uzman tabip, tıbbi donanım, müdahale, bakım ve tedavi için gerekli şartların hastanede sağlayamayan ve test temin edemeyen sağlık kuruluşu gerekli ilk müdahalenin yapılmış olması kaydıyla, başka bir sağlık kuruluşuna usulüne uygun şekilde hastanın sevkini sağlayabilir veya T.C Sağlık Bakanlığı ile irtibata geçip kurumun teste ihtiyacı olduğunu bildirip yardım talep edebilir.  


6. Kanunun izin verdiği gerekçelere dayalı istifasını veren doktorların, istifası sonucu kadro eksikliği yaşayan işverenin idari sorumlulukları nelerdir?

Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan 30.03.2020 tarihli genelge ile görevden ayrılmasına izin verilen personellerin, görevden ayrılmaları sonucu oluşan kadro eksikliği öne sürülerek acil tıbbi müdahaleden kaçınılması mümkün değildir. 

Sağlık kuruluşları tarafından, pandemi süresince pandemi olgularına yönelik yapılacak tanı ve tedaviler de acil sağlık hizmetleri kapsamına alınmıştır. Hastanın tıbbi durumunun gerektirdiği uzman tabip, tıbbi donanım, müdahale, bakım ve tedavi için gerekli şartların ilgili hastanede sağlanamaması durumunda ise, gerekli ilk müdahalenin yapılmış olması kaydıyla, başka bir sağlık kuruluşuna usulüne uygun şekilde sevki sağlanmalıdır.

Acil hastaların ihtiyaç durumunda nakledileceği sağlık kuruluşunun belirlenmesi ve nakil işlemleri Acil Komuta Kontrol Merkezi’nin yönetiminde ve koordinasyonunda yapılır.


7. Fahiş fiyatla ürün tedarik eden sağlık kuruluşları bu fahiş fiyattan doğan zararlarını ne şekilde tazmin edebilirler? Konu ile ilgili toplu dava açılması halinde hukuki bir yaptırım var mıdır?

Liberal ekonomik model benimsemiş serbest piyasa ekonomilerinde, bir ürünün satış bedeline ilişkin, istisnai durumlar dışında, sınırlama getirmek mümkün değildir. Ancak bir ürünün satış bedeli, gerek Türk Borçlar Kanunu, gerek Türk Ticaret Kanunu ve gerek Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinde yer alan genel hükümlere aykırılık teşkil edemez.

Tüketicinin korunması ilkesi kapsamında bu genel nitelikli sözleşme serbestisi örneğin haksız şart niteliğindeki bir belirleme, gabin (alıcının zorda kalmışlığından yararlanma) vs. ilkelere aykırı belirlenen fiyatlar, satıcının sorumluluğunu doğurur. 

Öncelikle bu yöndeki eylemler Türk Ceza Kanunu madde 237 kapsamında fiyatları etkileme suçuna sebebiyet verebileceği gibi Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği kapsamında idari para cezası ve ticari faaliyetlerin durdurulması yönünüde de sorumluluklar doğurabilecektir.

Ayrıca dürüstlük kuralına aykırı davranış ve uygulama teşkil eden bu eylemler, TTK bağlamında haksız rekabet teşkil edeceğinden TTK m. 56 uyarınca haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, eski hale getirilmesi ve tazminat davalarına da konu olabilecektir. 

TTK m. 56/III’e  göre haksız rekabet davası açabilecekler, ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek müşteriler, mesleki ve ekonomik birliklerdir. Ticaret ve sanayi odaları, esnaf dernekleri, borsalar ve üyelerinin ekonomik faaliyetlerini korumaya yetkili bulunan diğer mesleki ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşlarıyla kamusal nitelikli kurumlar, fiilin haksız olup olmadığının tespiti, haksız rekabetin men’ini ve haksız rekabet sonucu olan maddî durumun ortadan kaldırılmasını talep edebilirler. 

Haksız rekabet açısından, tazminat talep etme hakkı bizzat zarar gören kişiye aittir. Mesleki ve ekonomik birliklere, üyeleri adına tazminat davası açma hakkı verilmemiştir. 

TKHK m. 23/IV’e göre ise, “Bakanlık ve tüketici örgütleri münferit tüketici sorunu olmayan ve genel olarak tüketicileri ilgilendiren hâllerde bu kanunun ihlâli nedeniyle kanuna aykırı durumun ortadan kaldırılması amacıyla tüketici mahkemelerine dava açabilirler”

Ancak, Tüketici Birliklerinin ve Bakanlığın tüketiciler adına belirli konularda dava açabilmelerine rağmen bu konular kapsamında tazminat talep etmesi ise mümkün değildir. 


8. Rutin tedavilerine ve kontrollerine devam etmekten salgın nedeniyle çekinen hastaların, bu çekinceleri ortadan kalktıktan sonra tedavilerinin aksamasına bağlı yaşanacak semptomlarda, işverenenin ve işveren vekili sıfatıyla hareket eden doktorların sorumlulukları var mıdır?

Hekimlerin, tıbbi müdahale sonucu herhangi bir sorumluluğunun doğabilmesi için, hekimin söz konusu fiilinin hukuka aykırı olması, bir zararın meydana gelmiş olması, söz konusu bu zararın hekimin kusurlu davranışının bir sonucu olarak meydana gelmiş olması ve hekimin fiili ile meydana gelen sonuç arasında nedensellik (uygun illiyet) bağının bulunması gerekmektedir. 

Bu unsurların hepsinin varlığı halinde söz konusu zarar bakımından hekimin sorumluluğuna gidilebilmektedir.

Somut olayda Rutin tedavilerine ve kontrollerine devam etmekten salgın nedeniyle çekinen hastaların bu çekince sonrası yaşayacakları tedavinin aksamasına bağlı semptomlarda, işverenenin ve işveren vekili sıfatıyla hareket eden doktorların hukuka aykırı hatalı bir fiili bulunmamaktadır. 

Meydana gelmiş bir zarar var ise bu zarar bizzat hastanın kendi kusurundan, ihmalinden, çekincesinden veya tedbirsizliğinden kaynaklanmış olabilir. Bu kapsamda doktorların ve işverenin kusurlu bir fiilleri bulunmadığından ve zarar ile yapılan tıbbi müdahale arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı takdirde doktor ve işverenlerin hukuki, idari, cezai sorumlulukları bulunmayacaktır.

9. İlgili kanun ve yönetmelikler kapsamında COVİD-19 salgın süresince doktorların hastaya bakmayı reddetme hakkı var mıdır? Böyle bir durumda kim ve veya kimlerin ne gibi hukuki ve cezai ve idari sorumlukları doğar? Böyle bir durumda hasta hakları nelerdir?

Covid-19 salgını süresince, Covid-19’a yönelik tanı ve tedaviler acil hizmetler kapsamında olup, sağlık çalışanlarının bu tip hastalara tıbbi müdahalede bulunma zorunluluğu bulunmaktadır. Sağlık personelinin yaşam ve sağlığı açısından ciddi ve yakın bir tehlike söz konusu değil ise personelin hastaya bakmaktan kaçınması hukuka ve sözleşmeye aykırılık teşkil edecektir. Söz konusu kusurlu eylem hukuki, idari ve cezai sorumluluklar oluşacaktır.

(Yüksek Sağlık Şurası 25.2.1970/6324, Yargıtay 4. C.D. 28.2.1970, 28.2.1945/1394. 6).

Hekimler acil durumdaki hastaya yardım etmekle yükümlüdürler. Eğer hekim acil durumdaki bir hastaya yardım etmez ve hastanın ölümüne, hastalığının ağırlaşmasına veya hastalığının ağır durumunun sürmesine neden olursa “kusurlu etkili eylem” veya “adam öldürmeden” sorumlu olacaktır.

Türk Tabipleri Birliği Kanunu 38. maddesine göre; Türk Tabipleri Birliği Haysiyet Divanı kanunun yüklediği görevleri yerine getirmeyen hekimler hakkında inzibati (mesleki ve disiplin cezası) ceza vermeye yetkilidir.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Sağlık Kurum ve Kuruluşlarının Sorumluluğu” başlıklı 43’üncü maddesi şu şekildedir;

“Madde 43- Hasta haklarının ihlali halinde, personeli istihdam eden kurum ve kuruluş aleyhine maddi veya manevi veyahut hem maddi ve hem de manevi tazminat davası açılabilir.”


Kamu Personeli Hakkındaki Müeyyideler başlıklı 46’ncı maddesi ise şu şekildedir; 


“Madde 46- Hasta haklarının Devlet memuru veya diğer kamu görevlisi personel tarafından ve görevleri sırasında herhangi bir şekilde ihlali halinde uygulanacak müeyyideler aşağıda gösterilmiştir:


a) Kamu görevlisi olan personelin fiilinin niteliğine göre, soruşturmacı tarafından hakkında disiplin cezası teklif edilmiş ise, mevzuatın öngördüğü disiplin cezaları yetkili amir veya kurullarca usulüne göre takdir edilir.

b) Hak ihlali aynı zamanda ceza hukukuna göre suç teşkil ettiği takdirde, memur olan personel hakkında, Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat hükümlerine göre yapılan soruşturma sonucunda lüzum-u muhakeme kararı verilir ise, dosya cumhuriyet başsavcılığı'na gönderilerek ceza davası açılması ve böylece personel hakkında fiiline uygun bulunan cezai müeyyidenin tatbiki sağlanır.

c) Anayasa'nın 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, 129 uncu maddesinin beşinci fıkrası ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13 üncü maddesi ve ilgili diğer mevzuat uyarınca, memurların ve diğer kamu görevlilerinin hukuki sorumluluğu doğrudan doğruya memur aleyhine açılacak dava yolu ile gerçekleştirilemez. Dava, 43 üncü maddede gösterilen usule göre, ancak idare aleyhine açılabilir. Bu personelin hukuki sorumluluğunun doğması, idare aleyhine açılacak dava neticesinde tazmin kararı verilmesine bağlıdır.

Kamu görevlisi personelin verdiği zarar, mahkeme kararı üzerine idare tarafından tazmin edildikten sonra, müsebbibi olan sorumlu personele rücu edilir.

d) Kamu görevlisi personelin mesleklerini resmi görevleri dışında serbest olarak icra etmekte iken işledikleri fiillerden dolayı haklarında 47 nci maddeye göre işlem yapılır.

Kamu Görevlisi Olmayan Personelin Sorumluluğu başlıklı 47’nci maddede de; 

Madde 47- Hasta haklarının Devlet memuru veya diğer kamu görevlisi olmayan personel tarafından herhangi bir şekilde ihlali halinde uygulanacak müeyyideler aşağıda gösterilmiştir:

a) Kamu görevlisi olmayan personel; hakları ihlal edilen hastanın doğrudan vaki olacak şikayeti üzerine veya bu fiillerin başka şekilde tespiti halinde Bakanlık veya başka kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan bildirim üzerine, bunların özel kanunlara göre kurulmuş olan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları haysiyet divanlarınca disiplin cezaları ile cezalandırılabilir.

b) Kamu görevlisi olmayan personelin hasta haklarını ihlallerinden doğan hukuki sorumlulukları, genel hükümlere göre doğrudan doğruya kendilerine veya bunları çalıştıran kurum ve kuruluşlara karşı veya hem kendilerine ve hem de çalıştıranlara karşı birlikte dava açılarak ileri sürülebilir.

c) Kamu görevlisi olmayan personel hakkında, ceza hukukuna göre suç teşkil eden fiilleri sebebiyle cezai müeyyideler tatbik edilmesi, genel hükümlere göre doğrudan doğruya cumhuriyet savcılıklarına yapılacak ihbar veya şikayet yoluyla gerçekleştirilebilir.

Hükmüne yer verilmiştir.


10. Sağlık kuruluşlarında çalışan doktor, sağlık personeli, idari personelin COVİD-19  salgını hakkında alınan tedbirlerden ne şekilde faydalanırlar/hangi yasaklarda kapsam dışındadırlar?

Pandemi süreci hız kazandıkça, kişisel koruyucu ekipman (KKE) sağlanması sağlık çalışanı için en öncelikli konu haline gelmekle birlikte en temel tedbir de bu ekipmanların sağlanmasıdır. 

Sağlık personelleri için alınan başlıca tedbirler şöyledir;

Personelin hastanede giyeceği kıyafetlerin ayrı olması için lojistik destek sağlanması,

Kişilerin hastanede giydiği bu iş kıyafetlerinin eve gönderilmeden hastane içerisinde temizlenmesi,

Personelin çalıştıktan sonra eve gitmek için kendi kıyafetlerini giymeden önce duş alabilmesini sağlayacak lojistik desteğin ve ortamın sağlanması,

COVID-19 için risk altında olduğu bildirilen kronik hastalık ya da durumlara sahip çalışanların virüs teması olmayan birimlere kaydırılması

Sağlık çalışanlarının alınan idari önlemler konusunda sürekli bilgilendirilmesi

Sağlık çalışanlarının KKE kullanımı eğitimlerinin yenilenmesi personeller için alınan tedbirlerdendir.

Ülkemizde Covid-19 kapsamında alınan sokağa çıkma yasağı tüm vatandaşlarımızı kapsamaktadır. Sağlık personeli yönünden ise görev ile ilgili olmak kaydıyla sokağa çıkma yasağında sağlık personeli kapsam dışıdır.


11. Sağlık kuruluşları dışında pandemi hastanesi ilan edilmemiş ancak estetik merkezi olarak faaliyetlerine devam eden işletmeler hangi faaliyetlerine devam edebilir? Hangilerine edemez?

Sağlık Bakanlığı 17 Mart 2020 günü sabahı tüm sağlık kuruluşlarına gönderdiği mesaj ile elektif dediğimiz acil olmayan ameliyatların sınırlandırılmasının uygun olacağı yönünde bir görüş bildirmiştir. 

Öncelikle Bu tür olağanüstü günlerde pandemiye yönelik organizasyonların yapılabilmesi için acil olmayan her tür işlemin ertelenmesi gereklidir. Ancak; Plastik Cerrahide travmalar en acil hastalardır. Örneğin, el ve yüz yaralanmaları, bu bölgelerin yumuşak doku ve kemik yaralanmaları, el, kol, parmak kopmaları gibi travmalar, yanıklar, yumuşak dokunun acil müdahale gerektiren enfeksiyonları da unutulmamalıdır. Bu hastaların ertelenmesi mümkün değildir. 

Öte yandan kanser hastalarının tedavisinin de çok gecikmeden yapılması gerekir. Özellikle deri kanseri ve meme kanseri hastalarının ameliyatları da bu acil grupta yer almaktadır. Bu tür hastaların tedavilerine plastik cerrahi kliniklerinde mümkün olduğunca devam edilir, edilmesi de gerekmektedir. Ancak bu faaliyetler kapsamında tedavi uygulamayan estetik merkezlerinin çalışmalarına ara vermesi gerekmektedir. 

Belirtildiği üzere acil tedavi ve işlem olarak kabul edilemeyecek hiçbir faaliyete devam edilmemelidir.

12. COVID – 19 tedavisinin doğru yapılmadığı, tıbbi hataların olduğu, hastanın doktor hatası ile kaybedildiği ve benzeri şekilde hastanelere karşı ileri sürülecek iddialarda gerek hastane, gerekse hasta cephesinden nelere dikkat edilmeli?  

***Tıbbi malpraktis, diğer bir deyişle doktorun tıbbi uygulama hatası; doktorun veya tıp merkezi, poliklinik, hastane vb. sağlık kuruluşlarının bilgisizliği, deneyimsizliği veya ilgisizliği nedeniyle yanlış teşhis, hatalı tedavi veya eksik bakım hizmeti neticesinde hastanın zarar görmesi olarak tanımlanabilir. 

Hekimlerin, tıbbi müdahale sonucu sorumluluğunun doğabilmesi için, hekimin söz konusu fiilinin hukuka aykırı olması, bir zararın meydana gelmiş olması, söz konusu bu zararın hekimin kusurlu davranışının bir sonucu olarak meydana gelmiş olması ve hekimin fiili ile meydana gelen sonuç arasında nedensellik (uygun illiyet) bağının bulunması gerekmektedir. 

Hastaya yapılan doktor müdahalesi, tıp biliminin standartlarına, tecrübelere göre özenli ve somut vakıaya uygun yapılmalıdır. Doktor hasta ilişkisinde tazminat davasına konu olan tıbbi standart ihlali, yani malpraktis şu şekillerde ortaya çıkmaktadır:

-Teşhis aşamasında,

-Tedavi aşamasında (endikasyon eksikliği, yanlış tedavi yönteminin seçimi),

-Organizasyon yükümlülüğü (klinik organizasyonu, hastanın bakımı için personelin yeterli ve nitelik olup olmadığı, konsültasyon).

Tedavi gören hasta tıbbi hatanın olduğunu düşündüğü hallerde Tazminat Davası açma imkanına sahiptir. Malpraktis davaları (doktor hatası nedeniyle tazminat davaları) hukuki dayanağını haksız fiil, sözleşmeye aykırılık, vekaletsiz iş görme veya hizmet kusurundan almaktadır. 

Hasta, idareye karşı tıbbi malpraktis davası açarken hizmet kusuruna; gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerine karşı dava açarken de haksız fiil, sözleşmeye aykırılık veya vekaletsiz iş görme gerekçelerinden birine dayanmalıdır. Tıbbi uygulama hataları nedeniyle tazminat davaları, yapılan tıbbi uygulamanın niteliğine göre farklı hukuki gerekçelere dayanılarak açılabilir:

Kamu hastaneleri veya sağlık kuruluşlarının (devlet hastaneleri, vakıf veya üniversite hastaneleri veya aile sağlık merkezi gibi sağlık kuruluşları) hukuki sorumluluğu idare hukukundaki hizmet kusuru kavramına dayanmaktadır. İdarenin hizmet kusuru nedeniyle açılan tazminat davalarına “tam yargı davası” denilmektedir. İdare sağlık hizmetlerinin gereği gibi ifa edilmesini temin edecek organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina ve tesislerde, sağlık hizmetinin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmekle yükümlüdür. Sağlık hizmetinin verilmesi, organizasyonu veya işlemesinde idarenin çalışanlarından (doktor, ebe, hemşire, sağlık hizmetlisi vb.) kaynaklanan kusurlara “hizmet kusuru” denilmektedir.

Özel hastanelerde, sözleşme ilişkisi kural olarak hasta ile hastane arasında kurulmaktadır. Doktorun hukuki sorumluluğu devam etmekle birlikte şirket, adi ortaklık veya gerçek kişi olarak faaliyet gösteren özel hastanenin sorumluluğu da bu sözleşme kapsamında doğmaktadır. 

Hasta ile hastane arasında hem tıbbi uygulamayı hem de bakım uygulamalarını (yatırma, yeme-içme, temizlik vb.) içeren ve sözlü olarak da yapılabilen bir “hastaneye kabul sözleşmesi” yapılmaktadır. Özel hastane kabul sözleşmesi, tam veya kısmi bir hizmeti içerecek şekilde yapılabilir. Örneğin, sadece muayene olmak isteyen bir hastanın hastanede bakım ihtiyacı olmadığından, bu hastayla kısmi hastane kabul sözleşmesi yapıldığı kabul edilmektedir.

Özel hastane veya diğer sağlık kuruluşlarını işleten gerçek veya tüzel kişinin somut organizasyon yükümlülükleri vardır. Hastane veya sağlık kuruluşu işleticisi, doktor ve bütün sağlık personelinin seçimi, denetlenmesi ve organizasyonuna ilişkin yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmelidir. Örneğin, hastanede yapılacak bir işin veya tıbbi uygulamanın o görevin uzmanı olmayan bir kişiye verilmesi halinde hastaneyi işletenin organizasyon kusuru olarak kabul edilmekte ve tazminat sorumluluğuna neden olmaktadır.

***Tıbbi malpraktis ayrıca suç teşkil ediyorsa, ceza hukukuna göre doktorun cezai sorumluluğu doğacaktır. Suç, kasten veya taksirli bir hareket ile işlenen hukuka aykırı bir fiildir.

Doktor uygulama hatası, mağdura karşı taksirli veya kasıtlı bir hareketle işlendiğinde suç teşkil etmektedir. Tazminat sorumlusu doktorun suç teşkil eden fiili neticesinde yaralanma meydan gelmişse taksirle yaralama suçu, ölüm meydana gelmişse taksirle ölüme neden olma suçu işlenmiş olur.


13.Sağlıkçılar için bakanlık tarafından getirilen fesih yasağı hangi çalışanları kapsamaktadır?

Sağlık Bakanlığı’nın 54718026 sayılı genelgesi ile kamu ve özel sektöre ait tüm sağlık kurum ve kuruluşlarında görevli bulunan hiçbir sağlık personelinin ikinci bir duyuruya kadar görevlerinden ayrılmasına izin verilmeyeceği kararlaştırılmıştı. Ancak bu yasağın kapsamının tüm hastane çalışanları açısından mı yoksa doktor, hemşire vs. gibi bizzat teşhis ve tedavide doğrudan rol alan sağlık çalışanları açısından mı geçerli olduğu hususu karışıklığa yol açmıştır. 

Kanaatimizce bu yasağın kapsamının temizlik görevlisi, yemekhane görevlisi gibi çalışan temininin daha mümkün olduğu çalışanlar için de genişletmek sözleşme serbestisi hakkına ağır müdahale anlamına gelir. 

Sorunun cevabı sağlık çalışanı tanımının yapılması ile netliğe kavuşacaktır. Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen Sağlık Meslek Mensupları İle Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanıklarına Dair Yönetmelik kapsamında 4.maddede “Tanımlar” başlığı ile düzenlenen maddenin 1/b fıkrasında Sağlık Meslek Mensuplarını Tabip, Diş Tabibi, Eczacı, Hemşire, Ebe, Optisyen ve 1219 sayılı Kanunun ek 13. Maddesinde tanımlanan diğer meslek mensupları olarak ifade edilmiştir.

1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair  Kanunun ek 13. Maddesi ise Klinik Psikolog, Fizyoterapist, Odyolog, Diyetisyen, Dil ve Konuşma Terapisti, Podolog, Sağlık Fizikçisi, Anestesi teknisyeni/teknikeri, Tıbbi Laboratuvar ve patoloji teknikeri, Tıbbi görüntüleme teknisyeni/teknikeri, Ağız ve Diş Sağlığı teknikeri, Diş Protez Teknikeri, Tıbbi Protez ve Ortez Teknisyeni/teknikeri, Ameliyathane Teknikeri, Adli Tıp Teknikeri, Odyometri Teknikeri, Diyaliz Teknikeri, Fizyoterapi Teknikeri, Perfüzyonist, Radyoterapi Teknikeri, Eczane Teknikeri, Ergoterapist, Ergoterapi Teknikeri, Elektronörofizyoloji Teknikeri, Mamografi Teknikeri, Acil Tıp Teknikeri, Hemşire Yardımcısı, Ebe Yardımcısı, Sağlık Bakım Teknisyeni sağlık çalışanı olarak sayılmıştır.

Bu sebeple yukarıda zikredilen meslekler dışında hastanelerde istihdam edilen güvenlik görevlisi, temizlik/yemekhane görevlisi, teknik hizmetlerde çalışan mühendisler ve yardımcıları, danışman/sekreter olarak çalışanlar vs. yasak kapsamında olmayıp iş sözleşmelerini feshedebilirler veya işveren tarafından iş sözleşmeleri feshedilebilir.

Diğer yandan, tali görevlerdeki kişilerin yasak kapsamına alınmaması hastahanedeki birçok hizmetin aksamasına ve hastalara gerektiği gibi sağlık hizmetinin verilememesine de neden olabilir. Bu sebeple konunun idare tarafından çok açık bir biçimde düzenlenmesi gerekmektedir.